Muğla’ya gidiyoruz. Mutluyum. Türkiye’nin en güzel yeri neresi diye sorsanız ilk 3’e koyarım.
Ezberden düşündüm. Nasıl olsa sıcaktır diye bir gömlek, bir ince mont… Aman Allah’ım… Kar soğuğu… Rüzgar adam dövüyor.
Burnum makus talihine boyun eğerken Tayyibe Teyze leopar desenli polar atkısını başıma doladı. Yeterinde sıkı oldu mu diye iki eliyle başımı kulaklarım hizasından sıkıştırdı. Emin olduktan sonra devam etti konuşmaya… Dedesinden kalan zeytin ağaçlarına sarılarak…
“Bin yıllık zeytin ağacını koymuşlar kamyon kasasına götürüyorlar. Gördük, önünü kestik, aldık ağacı başka yere diktik.”
Köylü anlatıyor. İçim parçalanıyor. Kutsal kitapta cennet diye anlatılan yerler sanki. Öyle güzel ağaçlar, öyle güzel gökyüzü. Pembe bulutlar, pembe yapraklar. Ve delik deşik dağlar. Koca dağlar nasıl oyulur? Oyulmuş. Muğla termik gerçeği ile tanışalı tam 34 sene olmuş.
Avrupa İklim Ağı, Muğla Çevre Platforma ve Çevre Mühendisleri Odası o 34 yılda bölgede ne oldu ne bitti bir raporda topladı. İçeriği de ilk kez bizimle paylaştılar. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin etkisi altındaki köylere gittik. Termiğin çalışması için kömüre ihtiyaç var. Günden güne genişleyen kömür maden sahalarını, çam ağaçlarının soluğunu kesen kül havuzlarını gördük. Bölge insanıyla konuştuk. Verileri haberleştirdik.
Ne yazık ki; ilgililerin duymak istemediği, kulaklarını kapadığı bir çığlık onların ki…
Haberler aşağıda… Kameraman Soner Dabağ.

Follow










